5 Ocak 2013 Cumartesi

"ULUSLARARASI SEMPOZYUM"


Sizlere, Maltepe Üniversitesi’nde 8 Kasım 2012 tarihinde gerçekleştirilen ‘Sokakta Yaşayan Çocuklar İçin Terapötik Bakış Açısı ve Uygulamasının Tanıtılması’ adlı uluslararası sempozyumdan bahsetmek istiyorum. Sempozyumda, üç önemli isim aramızdaydı. Sylvia Reyes, Hilary Kennedy, Felicity De Zulueta. Çocukların fiziksel, ruhsal, toplumsal ve kültürel gelişiminde özellikle bebeklik döneminde başta anne olmak üzere ebeveynlerle kurulan ilişkinin niteliğinin  öneminden bahsederek ‘güvenli bağlanım’ ilişkisine vurgu yaptılar. İlk olarak Sylvia Reyes; çocukların topluma kazandırılmalarında muhakkak aile ile işbirliği yapılması gerektiği üzerinde durdu. Çocukların, aileden herhangi bir destek göremediklerinde, ailenin dışına yöneldiklerini söyledi. Sylvia Reyes, çocukları sokaktan almanın önemli bir noktası olarak aileyi belirtip uygulamaya başlıyor. İlk adım olarak aile, birbirlerinin fiziksel, duygusal, ruhsal ihtiyaçlarını gidermeye başladıktan sonra tedavi edilebiliyor. Bunun için de aileye sağlık yardımı sağlanıyor. Yaşadıklarını mekanın önemini vurguluyor. Çocukların hepsinin yoksul aileden geldiğini söylüyor ve aileye yardım yapılıyor; ancak sokağa çıkmalarının tek sebebinin yoksulluk olmadığını belirtiyor. Ailede şiddetin olması da oldukça önemli bir etken olduğunu söylüyor. Anne babalık görevini bilmeyen ebeveynlerin olduğunu belirtiyor.

Sylivia Reyes, onlar için fark yaratmayı hedefliyor. Öncelikle yürütülebilir terapötik desteğin sağlanması, ikinci olarak ailenin de uygulamaya dahil edildiğini belirtiyor. Individual Work,Family Work. Sylivia Reyes, bir vaka anlatıyor. Mercedes adlı bir kız çocuğunun annesi hayat kadınıdır. Mercedes ve erkek kardeşi bir kaç defa  annelerini mesleğini yaparken görüyorlar. Syliva Reyes, anne ve çocukları arasında bir ilişki kurmayı amaçladığını söylüyor. İlerleyen zamanlarda anne ile yakın ilişki kurulduğunu ve iyi bir ilişki kurmanın gerekliliğinin esas amaç olduğunu belirtiyor. Terapötik ilişki süresince anne ile kurulan ilişki çocuklara da bir model sağlıyor ve bu model kullanılarak annenin de çocuklarına bu modelden aldığı terapötik ilişkiyi çocuklarına aktarması bekleniyor. Mercedes’in annesi 12 yaşındayken cinsel istismara uğradığını belirtiyor. Babasının asla iletişim kurmadığını söylüyor.  Kendisi de kurmuyor; çünkü bunu bilmiyor. Kadına sağlanan bu güvenli bağlanma ilişkisini, çocuklarına da aktarması bekleniyor. Sylivia Reyes, annelerinin de terapötik ilişki içerisinde olmasını, bunu görmesi ve model almasını böylelikle bu yeniden öğrendiği ‘’bağlanma’’ ilişkisini çocuklarıyla ilişkisinde de kullanmasını bekliyorlar.

Syliva Reyes, bireysel çalışmada geçici bir bağ kurduklarını söylüyor. Aile ile çalışmada ise kolaylaştırıcı bir rol oynadıklarını söylüyor. Aile ile terapötik ilişki çerçevesinde bir ilişki kurulduğunda kendi ailelerinin fiziksel, ruhsal, duygusal ihtiyaçlarının farkına vardıklarını ve bunları karşılamaya çalıştıklarını belirtiyor. Ulaşılması zor çocuklarla iletişime geçilebilmesi için terapötik ilişki niyetlenmesinin oldukça önemli olduğunu belirtiyor.
İkinci konuşmacı olarak Felicity De Zulueta ise; travmanın biyolojik etkilerinden bahsediyor. Bizim için dehşet veren bir olayı yaşadığımızda, çaresiz hissettiğimizde ne yaşıyoruz? Örneğin kabus görüyoruz. Travma sonrası stres bozukluğu da bunun etkilerini gözlemlediğimizi belirtiyor. Geçmişteki sahnelerin zihinde flashback olarak canlandığını söylüyor. Kendilerini hep korkmuş hissettiklerini belirtiyor. Travmayı yaşayan insanların sürekli geçmişte yaşadıklarını söylüyor. Geleceğe odaklanamadıklarını belirtiyor. Travmadan dolayı beynin sol yarım küresindeki konuşma merkezinin kapandığını  ve konuşamadıklarını belirtiyor. Felicity, Post Travmatik Stres Bozukluğundan (PTSB) bahsediyor. Çocuğun gelişim evresinde yaşadığı bir takım travmaların buna yol açtığını söylüyor. Aile içi şiddet, istismar, bağımlılık, ihmal. Disossiyasyonun, travmanın hatırasının kendi bedenlerinde sakladıklarını belirtiyor. Kendilerini tehlikeye attıklarını ve bunu ani bir şekilde yaptıklarını belirtiyor. Okul hayatlarında, sınıfta ve gittikleri her yerde reddedildiklerini söylüyor. Bu tür insanların, başkaları ile güçlü ve kalıcı bir ilişki kuramadıklarını söylüyor.Çocukların şiddete başvurmalarının arasında; çaresizlik, aşağılanma, utancın olduğunu söylüyor. Eğer karşımdakini ortadan kaldırırsam, aşağılık duygum biter, ortadan kalkar diye düşündüklerini belirtiyor. Karamsar olduklarını ve kendilerini parçalanmış hissettiklerini belirtiyor. Bu insanların, kortizol düzeylerinin farklı olduğunu belirtiyor. Kortizol, böbrek üstü bezinin kabuk bölgesinde üretilen, vücudun strese gösterdiği tepkiyle ilişkili bir kortikosteroid hormondur. Bunun özellikle TSSB ile ilişkilendirildiğinden bahsediyor. Bu insanların kortizol düzeylerinin düşük olduğundan bahsediyor. Bağlanma açısından, güçlü bir bağlanma kuramayan insanların, kortizolü ilk olarak yüksek sonra duraklama sonra düşüş gösterdiğini belirtiyor. Düşük kortizolün, daha sonra olaylarla başa çıkmada insanlara zorluk çektirdiğini söylüyor.

Limbik sistem, beynin ilk sistemidir. Amigdala ise korku ve saldırganlığı düzenler. Eylemimizi düzenler. Küçük çocuklar kaçarlar ya da donakalırlar. Hipokampus, belleğimizi idare eder. Hikayelerimizi biriktirir. Hipokampus kortizol yüzünden küçülür. Küçük çocuklarda bu yüzden çeşitli bellek sorunları oluşur. Daha sonra Felicity, terapistle kurulacak ilişkinin, kişinin yeniden kendisini kontrol altına alabilmesini sağladığını belirtiyor. Travma geçiren insanların, acıkma gibi basit ihtiyacı belirten sözcükleri bile ifade edemediklerini belirtiyor.

Çocukların yaşadıkları bu travmaların nedeni olarak kendilerini suçladıklarını söylüyor. Bu çocukları tedavi ederken, yaşayamadıkları çocukluklarını bir şekilde yaşamalarını sağlamamız gerektiğine vurgu yapıyor. Felicity, bu yardımı yapan insanlara da birkaç şey söylüyor. Bizim kendi içimizde olan değişikliklerin de önemli olduğunu vurguluyor. Enerji sarfettiğimizi, kendimizi de gözlemlememiz gerektiğini söylüyor.Yardım ihtiyacımız için başvurmamız gerektiğini belirtip konuşmasını bitiriyor.
Üçüncü konuşmacı olarak Hilary Kennedy ise, bize ‘’VIG in families’’ kavramından bahsediyor. VIG’nin bir video çalışması olduğundan bahsediyor. Temel iletişimin kurulması açısından VIG’nin önem taşıdığını belirtiyor. Video çalışması ile içgörü geliştirmeye çalıştıklarını söylüyor. ‘’VIG ilişki kurmada yararlıdır ve üzerinde düşünme gerektirir’’ diyor. Burada amaçlanan; ebeveyn ve çocuğun karşılıklı etkileşim halinde olmasıdır.

Hilary, VIG’nin insanların ilişkisini olumlu şekilde etkilediğinden bahsediyor.Önemli olarak ta empati kurmada yardımcı olduğuna vurgu yapıyor.

Yazan: Gizem Taner

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder